İngiliz Edebiyatı

İngiliz Edebiyatı

Shakespeare 22. sone ve Türkçe çevirisi…

SONNET 22

My glass shall not persuade me I am old,
So long as youth and thou are of one date;
But when in thee time’s furrows I behold,
Then look I death my days should expiate.
For all that beauty that doth cover thee
Is but the seemly raiment of my heart,
Which in thy breast doth live, as thine in me:
How can I then be elder than thou art?
O, therefore, love, be of thyself so wary
As I, not for myself, but for thee will;
Bearing thy heart, which I will keep so chary
As tender nurse her babe from faring ill.
Presume not on thy heart when mine is slain;
Thou gavest me thine, not to give back again.

22. SONE

Yaslisin deseler de bana,inanmam aynalara,
Genclik ve sen ayni yastasiniz ya!
Ama zamanin yol yol izler actigini görürüm de sende,
Anlarim,ergec bana da gelip catacak ölüm.
Seni bastan ayaga saran su güzellik var ya,
Yüregimin en gösterisli örtüsü de o iste benim.
Gügsünde yasadikca yüregim, yüreginse ben de arttikca,
Kim der ki, nasil diyebilir ki, senden yasliyim?
Yeni dogmus yavruyu sakinir gibi ebesi,
Tasidigim yüregin üstüne ben nasil titreyeceksem.
Nasil sakinacaksam kendimi, kendim icin degil, senin icin;
Öyle sakin iste sen de kendini, ey sevdigim!
Geri gelir sanma yüregin, benim yüregim öldükten sonra;
Bana vermistin onu, unutma, geri almamak üzere bir daha.

Shakespeare 15. sone ve Türkçe çevirisi…

SONNET 15

When I consider every thing that grows
Holds in perfection but a little moment,
That this huge stage presenteth nought but shows
Whereon the stars in secret influence comment;
When I perceive that men as plants increase,
Cheered and cheque’d even by the self-same sky,
Vaunt in their youthful sap, at height decrease,
And wear their brave state out of memory;
Then the conceit of this inconstant stay
Sets you most rich in youth before my sight,
Where wasteful Time debateth with Decay,
To change your day of youth to sullied night;
And all in war with Time for love of you,
As he takes from you, I engraft you new.

SONNET 15 (PARAPHRASE)

When I think that everything that grows
Has but a brief moment of perfection,
And that the world is merely a stage upon which
The stars, through their hidden influence, exert their illusions (ie. ‘shows’ – see above line);
When I observe that men grow as plants do,
Encouraged and nourished by the sky that holds the stars,
And that they flaunt their youthful vitality, and after reaching their prime begin to decline,
Until their youth has passed from memory;
Then the thought of this short stay (on earth)
Brings you in the prime of your youth vividly before my eyes,
Where the destroyer Time fights against Decay,
To change brightness of your youth to the dark night of old age;
Because I love you I declare war against Time, and
As he takes from you, I renew your life (in my verse).

15. SONE

düşünüyorum da, dünyada büyüyen ne varsa,
bir an tutunabiliyor yetkinlik noktasında;
şu koca sahnede sergilenen tüm oyunlarsa,
gizliden gizliye hep yıldızların etkisinde.
bakıyorumda, bitkiler gibi çoğalıyor insanlar,
aynı gökten açılıyor ya da kapanıyor yolları;
gençlikte kabarıyor, inişe geçince sönüyorlar,
silinmeye başlıyor akıllardan gösterişli günleri.
o görkemli gençliğin geliyor gözlerimin önüne;
savruk zaman belki çöküşle tartışmaya girdi bile,
gençlik gününü, karanlık geceye döndürsek mi diye.
AMA SEVGİN UĞRUNA ZAMAN’LA SAVAŞI SÜRDÜREN BEN,
YENİDEN AŞILIYORUM SANA, O NE GÖTÜRÜRSE SENDEN…

Shakespeare 11. sone ve Türkçe çevirisi…

SONNET 11

As fast as thou shalt wane, so fast thou growest
In one of thine, from that which thou departest;
And that fresh blood which youngly thou bestowest
Thou mayst call thine when thou from youth convertest.
Herein lives wisdom, beauty and increase:
Without this, folly, age and cold decay:
If all were minded so, the times should cease
And threescore year would make the world away.
Let those whom Nature hath not made for store,
Harsh featureless and rude, barrenly perish:
Look, whom she best endow’d she gave the more;
Which bounteous gift thou shouldst in bounty cherish:
She carved thee for her seal, and meant thereby
Thou shouldst print more, not let that copy die.

11. SONE

Gençliğin günden güne kalırken gerilerde
Bir yavru yaratırsan alsın diye yerini,
Dinçken can verirsen o körpe can ilerde
Senden göçen gençliğe varıp yaşatır seni.
Böyle sürecek akıl, güzellik ve başarı;
Yoksa cinnet, yaşlanmak, çürümek var yer altında:
Hiç kimse düşünmese gelecek kuşakları,
İnsanlık sona erip giderdi üç batında.
Dünya çoğalmak için doğmayanlarla dolu,
Kaknem, kakavan, kaba: kısırlıktan bitsinler;
Yaradan vermiş sana en iyiyi, en bolu,
Bu cömert aramağana cömertçe karşılık ver
Seni kendine mühür yapmış, bunu böyle bil:
Sen de eşler yap diye, ölüp git diye değil.

Shakespeare 5. Sone ve Türkçe çevirisi…

SONNET 5

Those hours, that with gentle work did frame
The lovely gaze where every eye doth dwell,
Will play the tyrants to the very same
And that unfair which fairly doth excel:
For never-resting time leads summer on
To hideous winter and confounds him there;
Sap cheque’d with frost and lusty leaves quite gone,
Beauty o’ersnow’d and bareness every where:
Then, were not summer’s distillation left,
A liquid prisoner pent in walls of glass,
Beauty’s effect with beauty were bereft,
Nor it nor no remembrance what it was:
But flowers distill’d though they with winter meet,
Leese but their show; their substance still lives sweet.

5. SONE

Her gözün takıldığı o bir-içim-su yüzü
Özenle, incelikle yaratan şu saatler
Birer zalim olup da vurunca yaman gürzü
O eşsiz güzellikten kalmaz hiçbir hoş eser.
Durmak bilmeyen zaman, yaz’ı söküp götürür,
Yok eder iğrenç kışın kucağına atarak;
Özsu, ayazda donar, sağlam yapraklar çürür:
Güzellik kar altında, her yöne çıplak, çorak.
Özsuyu çiçeklerden çekip almamışsa yaz,
Cam duvarlar içine kapatmamışsa onu,
Güzel göçüp gidince güzellikten iz kalmaz:
Gelir, kendisi gibi, anılarının sonu.
___Özsuyu çekilmişse, kış gelince o çiçek
___Kupkuru kalsa bile, tatlı özü sürecek.

William Shakespeare’nin 4. Sonesi İngilizce Açıklaması ve Türkçe Çevirisi…

SONNET 4

Unthrifty loveliness, why dost thou spend
Upon thyself thy beauty’s legacy?
Nature’s bequest gives nothing but doth lend,
And being frank she lends to those are free.
Then, beauteous niggard, why dost thou abuse
The bounteous largess given thee to give?
Profitless usurer, why dost thou use
So great a sum of sums, yet canst not live?
For having traffic with thyself alone,
Thou of thyself thy sweet self dost deceive.
Then how, when nature calls thee to be gone,
What acceptable audit canst thou leave?
Thy unused beauty must be tomb’d with thee,
Which, used, lives th’ executor to be

4. SONE

savurgan güzel,nedir bu kendini harcaman
senin mirasın olan güzellikleri böyle?
doğa temelli vermez ,ödünç verir her zaman
eli açık olana borç verir içtenlikle
böyle yanlış kullanmak olurmu güzel pinti
miras bırakman için sana bırakılanı?
kar etmeyen tefeci bu koskoca serveti
niye tüketiyorsun yaşatmak varken canı
meraklısın kendinle içli dışlı olmaya
bu tatlı benliğin sırf aldatmağa yarar
vaktin geldi diyerek seni çağırsa doğa
vereceğin hesapta elle tutulur ne var?
kullanmazsan gömülür güzellğin seninle
kullanırsan varisin olur da sürer gider böyle

William Shakespeare’nin 1. Sonesi İngilizce Açıklaması ve Türkçe Çevirisi…

SONNET 3

Look in thy glass, and tell the face thou viewest
Now is the time that face should form another;
Whose fresh repair if now thou not renewest,
Thou dost beguile the world, unbless some mother.
For where is she so fair whose unear’d womb
Disdains the tillage of thy husbandry?
Or who is he so fond will be the tomb
Of his self-love, to stop posterity?
Thou art thy mother’s glass, and she in thee
Calls back the lovely April of her prime:
So thou through windows of thine age shall see
Despite of wrinkles this thy golden time.
But if thou live, remember’d not to be,
Die single, and thine image dies with thee.

SONNET 3 (PARAPHRASE)

Look in your mirror and tell the face you see
That now is the time it should form another [create a child];
If you do not renew yourself,
You rob the world, and prevent some woman from becoming a mother.
For where is the woman whose unploughed womb
Would frown upon the way you plough your field?
Or who is he so foolish to love himself so much but let
Himself perish? [To make a tomb of self-love and not have a child to carry on your beauty]
You are the mirror of your mother, and she is the mirror of you
And in you she recalls the lovely April of her youth:
So through your own children you will see your youth
Despite the wrinkles caused by age.
But if thou live, remember’d not to be, But if you live your life avoiding being remembered,
You will die single [and childless], and your image will die with you.

3. SONE

Aynaya bak da şunu gördüğün yüze söyle:
Sıra gelmiştir artık bir taze yüz yapmana,
Güzelliğini hemen yenilemezsen şöyle,
Yeryüzü yoksun kalır, lânetlenir bir ana.
Hiçbir güzel var mı ki el sürülmemiş rahmi
Senin sürdüğün çiftin ekinini tepecek?
Sırf kendini sevmenin mezarını ister mi,
Geleceği ahmakça durdurur mu bir erkek?
Sen annenin aynası olmuşsun da o sende
Bulmuştur gençliğinin güzelim baharını;
Kendi dinç varlığınla görürsün pencerende
Kırışıklara rağmen, şu altın yıllarını.
___İstersin ki varlığın unutulsun ve bitsin,
___Bir kuru başına öl, izin de ölüp gitsin.

Sonnet 18

Shall I compare thee to a summer’s day?
Thou art more lovely and more temperate:
Rough winds do shake the darling buds of May,
And summer’s lease hath all too short a date:
Sometime too hot the eye of heaven shines,
And often is his gold complexion dimm’d;
And every fair from fair sometime declines,
By chance, or nature’s changing course untrimm’d;
But thy eternal summer shall not fade,
Nor lose possession of that fair thou ow’st,
Nor shall death brag thou wander’st in his shade,
When in eternal lines to time thou grow’st;
So long as man can breathe, or eyes can see,
So long lives this, and this gives life to thee.

William Shakespeare

* * * *

18. sonenin Türkçe çevirisi…

Benzetsem mi acaba, bir yaz gününe seni,
Hayır, çünkü sen ondan kat kat hoşsun, ılıksın.
Dağıtır azgın yeller, mayıs çiçeklerini,
Yazın vadesi dolar, ömrü biter ne yapsın!
Cennetin nuru güneş, göklerde yansa bile,
Sık sık altın yüzüne çeker kara bulutu;
Zamanla her güzellik iner bir bir çirkine,
Kader, kısmet densede, doğal olan kural bu.
Fakat senin baharın sonsuzdur asla solmaz,
Yok olmayacak senin o tatlı yaz mevsimin,
Azrail bile gelse senin canın’alamaz,
Bu satırlarda çünkü, sana can veren benim.
İnsanlar soludukça, okundukça sözlerim,
Seni sonsuz kılacaktır, benim bu dizelerim.

Çeviri: Oğuz Baykara

William Shakespeare 2. Sonenin İngilizce Açıklaması ve Türkçe Çevirileri…

SONNET 2
When forty winters shall beseige thy brow,
And dig deep trenches in thy beauty’s field,
Thy youth’s proud livery, so gazed on now,
Will be a tatter’d weed, of small worth held:
Then being ask’d where all thy beauty lies,
Where all the treasure of thy lusty days,
To say, within thine own deep-sunken eyes,
Were an all-eating shame and thriftless praise.
How much more praise deserved thy beauty’s use,
If thou couldst answer ‘This fair child of mine
Shall sum my count and make my old excuse,’
Proving his beauty by succession thine!
This were to be new made when thou art old,
And see thy blood warm when thou feel’st it cold.
SONNET 2 (PARAPHRASE)
Forty years from now, when your brow is wrinkled with age,
And you are showing all the other signs of aging,
The pride and greatness of your youth, so much admired by everyone now,
Will be worth as little as a tattered weed:
Then, when you are asked ‘where is your beauty now?’,
And, ‘where are all the treasures you had during your days of lust?’
You must say only within your own eyes, now sunk deep in their sockets,
Where lies a shameful confession of greed and self-obsession.
If you would have only put your beauty to a greater use,
If only you could have answered ‘This fair child of mine
Shall give an account of my life and prove that I made no misuse of my time on earth.’
Proving that his beauty, because he is your son, was once yours!
This child would be new-made when you are old,
And you would see your own blood flow warm through him when you are cold.
2. SONE (TÜRKÇE ÇEVİRİSİ)
Kırk yılın kışı, güzel alnını kuşattı mı,
Kapladı mı yüzünü derin çukurlar artık,
Gençliğinin kibirli, süslü giyim kuşamı
Beş para etmez olur, hırpani yırtık pırtık:
O zaman sorarlarsa güzelliğin nerdedir,
Dinç ve şen günlerinin hazinesi ne oldu;
Dersen yuvaların çökmüş şu gözlerdedir,
Bencillik utancıyla israfa övgüdür bu.
Kavuşur güzelliğin çılgınca alkışlara
“Benim güzel çocuğum beni kurtarır”, dersen
“Ve yüzümü ağartır ben yaşlandıktan sonra,”
Güzelliğinin onda sürdüğünü göstersen.
O, sen yaşlandığında yeniler varlığını,
Soğuktan donan kanın duyar ısındığını.
2. SONE (TÜRKÇE ÇEVİRİSİ)
Çökünce artık kaşlarına bir kırk yılı kışın,
Derin derin çukurlar açar o güzel çehre:
Sonra gençken giydiklerine değişir bakışın,
Günahın, sendeler tutunur soysuz bir değere.
O zaman sorarlar: ‘Nerde o güzelliğin dupduru,
El üstünde tutuğun günler nerede ışıldar?’
De ki:‘Kendi içine çöktü gözümün çukuru
Lüzumsuzca bir övgüdür, duyduğum bütün ar;
Güzel olabildiğincedir yapılan iltifat.’
Cevaplarsın:’Çocuğumdur adillerin adili,
Bahanemi kabul görüp eder bana hep dikkat. ‘
Güzelliğini benden almasıdır buna delili!
Yineler o her eskidiğinde dört yanını,
Soğuğu duyunca görürsün o ılık kanını.

William Shakespeare’nin 1. Sonesi İngilizce Açıklaması ve Türkçe Çevirisi…

SONNET 1

FROM fairest creatures we desire increase,
That thereby beauty’s rose might never die,
But as the riper should by time decease,
His tender heir might bear his memory:
But thou, contracted to thine own bright eyes,
Feed’st thy light’st flame with self-substantial fuel,
Making a famine where abundance lies,
Thyself thy foe, to thy sweet self too cruel.
Thou that art now the world’s fresh ornament
And only herald to the gaudy spring,
Within thine own bud buriest thy content
And, tender churl, makest waste in niggarding.
Pity the world, or else this glutton be,
To eat the world’s due, by the grave and thee.

SONNET 1 (PARAPHRASE)

We desire that all created things may grow more plentiful,
So that nature’s beauty may not die out,
But as an old man dies at the hand of time,
He leaves an heir to carry on his memory:
But you, interested only in your own beauty,
Feed the radiant light of life with self-regarding fuel,
Making a void of beauty by so obsessing over your own looks,
With this behavior you are being cruel to yourself.
You are now the newest ornament in the world, young and beautiful
And the chief messenger of spring,
But you are burying the gifts you have been given within yourself
And, dear one, because you deny others your beauty, you are actually wasting it.
Take pity on the world, or else be regarded as a selfish glutton,
By the laws of God and nature you must create a child, so that the grave does not devour the memory of your loveliness.

1. SONE

Artmasını isteriz en güzel varlıkların
Güzelliğin gül yüzü solmasın diye asla.
Bir güzel, yaşlanıp da göçünce bugün yarın
Anısı yaşar yine körpecik yavrusuyla:
Ama can yoldaşındır kendi parlak gözlerin.
Kendi ateşin besler ruhunun alevini:
Kıtlığa çevirirsin bolluğunu her yerin,
Kendi düşmanın gibi, ezersin can evini.
Şimdi sen yeryüzünün taptaze bir süsüsün,
Varlığın çiçek dolu bahardan müjde taşır,
Ama kendi koncanda ruhunla gömülüsün.
Pintiliğin arttıkça kendi sonun yaklaşır.
Dünyaya acımazsan, oburlar gibi ancak
Varlığın da mezar da güzelliği yutacak.

William Shakespeare’in 139. sonesi ve Türkçe çevirisi…

SONNET 139

O, call not me to justify the wrong
That thy unkindness lays upon my heart;
Wound me not with thine eye but with thy tongue;
Use power with power and slay me not by art.
Tell me thou lovest elsewhere, but in my sight,
Dear heart, forbear to glance thine eye aside:
What need’st thou wound with cunning when thy might
Is more than my o’er-press’d defense can bide?
Let me excuse thee: ah! my love well knows
Her pretty looks have been mine enemies,
And therefore from my face she turns my foes,
That they elsewhere might dart their injuries:
Yet do not so; but since I am near slain,
Kill me outright with looks and rid my pain.

SONNET 139 – (PARAPHRASE)

Do not ask me to justify the wrong
That your unkindness lays upon my heart;
Do not wound me with your eye but with your tongue;
Use your power to kill me with power, therefore, do not kill me by artifice*.
Tell me you have other lovers, but when you are in my sight,
Darling, refrain from looking at them :
Why do you need to wound me in this way when your power,
Is greater than my oppressed power of resistance can stand?
But let me plead an excuse for you: my beloved knows
That her wanton* looks have been my enemies,
And therefore she turns her eyes away from me,
That they may inflict injuries on someone else:
Yet do not do this; since I am already nearly slain by your actions,
Kill me right now and rid me of my mental anguish.

139. SONE (TÜRKÇE ÇEVİRİSİ)

Ah, sen kalbimi ezdin geçtin gaddarlığınla;
Şimdi üstüme atma tüm kötülüklerini!
Beni gözünle değil, şu dilinle yarala,
Hileyle değil, gerçek gücünle öldür beni.
Gözüme baka baka, “Sevdiğim başkası,” de;
Canım, başka bir yana çevirme o bakışı;
Türlü aldatmalarla yaralmak da niye,
Zaten savunma gücü nedir ki sana karşı?
Seni bağışlasam mı? Ah, sevgilim bilir ki
Güzelim bakışları omuştur bana düşman.
Düşmanları hep benden öteye çevirir ki
Başkaları devrilsin o amansız oklardan.
Vazgeç, işte ben artık yarı ölüyüm ama,
Bak da büsbütün öldür beni, son ver acıma.